Kiss the rain -Yiruma ☆彡

29 Nisan 2014 Salı

SÜT KUTUSUNDA EBRULİ BATON KEK BATON CAKE


                                                   Daha önce süt kutusunda kek pişirdiniz mi?



Malzemeler:
2 yumurta
1 su bardağı toz şeker
Yarım su bardağı süt
Yarım su bardağı sıvı yağ
2 çorba kaşığı kakao
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu 
1  paket vanilya 

Yapılışı:
 Şeker ve yumurtaları iyice çırpıyoruz.Sonra diğer malzemeleri de ekleyip karıştırıyoruz.Hamurun bir kısmını ayırıp kakao ekliyoruz.Süt kabının içine yağlı kağıt serip , önce sade sonra kakaolu karışımdan kek hamuru bitene dek boşaltıyoruz.170 derece ısıtılmış fırında keki pişiriyoruz.( Üzerine isterseniz damla çikolata koyabilirsiniz ) 


                               Süt kutusunu görseldeki gibi mutfak makasıyla kesebilirsiniz.




Hep geri dönüşümden bahsediyorum ya bu sefer de süt kutusunu atmadan geri dönüşüm şekliyle kek kalıbına çevirelim.Bu keki ilk yaptığımda kutunun içini yağlayıp keki pişirmiştim fakat keki çıkartırken sorun yaşamıştım.Bu sefer kutunun içine yağlı kağıt serip keki bu şekilde pişirdim.Kek ılındıktan sonra kutunun köşelerini makasla keserek çıkarttım.İstediğim sonucu aldım.Elinizin altındaki bu kadar az malzemeyle görüntüsü bu kadar şık bir keki hemen yapın derim.Diğer bir püf noktası ise kek pişerken ilk 20 dakikadan sonra fırını açıp kısa sürede kürdan yardımı ile kekin orta kısmından uzunlamasına kesmenizdir.Bu şekilde kekin iç kısmı daha iyi pişecek ve daha çok kabaracaktır.Diğer keklere nazaran bu kekin pişmesi biraz daha uzun sürebilir.

  Sizler de  tariflerimi okuyup uyguluyorsanız;olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi bana aktarabilir,yorum yapabilirsiniz.İlerleyen zamanlarda sizlere çok daha farklı tarifler vereceğim.Maliyeti düşük,kısa zamanda uygulayabileceğiniz,misafirlerinize ve sevdiklerinize özel sunumlar yapabileceğiniz kolay tarifler.

Benim gibi; mutfakta fazla zaman geçirmeden,kısa sürede pratik ve gösterişli tarifler yapmayı düşünenlerdenseniz doğru adrestesiniz.

                                                                                                                     Afiyet olsun



28 Nisan 2014 Pazartesi

ANNE KURABİYESİ (MARGARİNSİZ) * MOTHER COOKIE


80'lerdeki unutamadığımız tatlardan bir tanesi; Anne kurabiyesi...


                                                Portakallı, sıvı yağ ile yapılan bir kurabiye tarifi                                                                        
Malzemeler:
2 yumurta ( bir yumurta sarısı ayrılacak )
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı + 1 küçük çay bardağı toz şeker
Yarım su bardağı yoğurt
1 portakal kabuğu rendesi
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
4 - 4.5 su bardağı un
Ceviz kırığı

Yapılışı:
  Malzemelerin tümünü karıştırıyoruz.( 1 yumurta sarısı ve ceviz hariç ) Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlıyoruz. Sonra yumurta sarısı ve cevize batırıp yağlı kağıt serilmiş , önceden 180 °c ısıtılmış fırında üzeri kızarana dek pişiriyoruz.

Afiyet olsun !



27 Nisan 2014 Pazar

Prof.Dr.Nurhan ATASOY


Prof.Dr.Nurhan Atasoy sayesinde tarihe merak sardım.Tarihin Arka Odası programı'nda izlediğim ilk günden beri kendisine hayranlık duyduğum,insan canlısı,sempatik,esprili, anlatımlarıyla ; tarihi bir o kadar sevdiren
yaşayan çınar dedikleri saygı duyulacak,elleri öpülesi hanımefendi.Her cumartesi gecesi saat 23:00 da başlayıp sabahın erken saatlerine dek süren, Osmanlı tarihini anlatan ,80 yaşına rağmen hala ayakta dimdik duran hocamıza uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.Okuttuğu tüm öğrencilerinin ne kadar şanslı olduklarını düşünüyorum. 60 yaşından sonra 20 ülke dolaşıp ,bu çalışmaları insanların hizmetine sunan kültür abidesi bir insan.Dün gece program başladığında çok duygulandım.250.programı tango ile dans ederek açtılar.Daha nice programlara... Ellerinizden öpüyorum.


Ekrandan çektiğim birkaç görüntüyü sizlerle paylaşmak istedim. 














Nurhan Atasoy

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Nurhan Atasoy (d. 1934,Tokat), Önde gelen Türk sanat tarihçisi, akademisyen ve yazar. Osmanlı ve İslamî sanat tarihinde uzmanlaşmış bu konularda çeşitli eserler, akademik çalışmalar ve 120'nin üzerinde konuda yer almış ve almaya devam etmektedir.

Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Güzel Sanatlar ve Sanat Tarihi Bölümü'nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını da aynı bölümde tamamladı. Bu yıllardan itibaren vakıflara yönelen ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, KÜSAV ve Taç Vakfı'nın kurucu üyesi, Turkish Cultural Foundation bilimsel danışmanı ve daimi öğreticisi olan Atasoy 1997 yılında Maltepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi dekanlığına ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığına atandı ve buradan 1999 yılında emekli oldu. Emekliliğinden beri araştırma yapmaya devam eden Atasoy, Prof. Dr.Gül İrepoğlu'nun da teyzesidir.

Çalışmaları[değiştir | kaynağı değiştir]

120'nin üzerinde konuda sayısız eser veren Atasoy çok sayıdaki makaleleri ve kitapları ile bilinir. Atasoy'un bir özelliği de özeliikle son yıllarda çalışmalarını vakıflarla yürütüyor olsa da bazen tek başına bazen başka biriyle veya birkaç kişiyle ortak çalışma yürütmesidir. Oxford Üniversitesi sanat tarihi profesörlerinden Julian Raby ile birlikte yazdığı İznik Seramikleri kitabı 1989'da Londra'da basılmıştır, daha sonra Fransızca ve Japonca edisyonları da hazırlanmıştır. Atasoy’un üzerinde durduğu başka bir eser de 15-18 yüzyıllar dönemi kumaşlarını ele alan çalışmasıdır. Bu çalışmada yurtdışındaki koleksiyonlar dahil 1800 ipek kumaşa ulaşmıştır. Kumaş kitabında payına düşen çalışmayı bitirdikten sonra Surname-i Hümayun'u yayına hazırlayan Atasoy’un bu eseri, 1582 yılında İstanbul hayatını her yönüyle minyatürlerinde yansıtan çok önemli bir görsel kaynak özelliği de taşımaktadır. Son yıllardaki çalışmaları arasında en önemli yeri seramik, kumaş ve çadır tutmaktadır. 2012 yılında Osmanlı Sultanlarının portreleri ve kaftanları adlı kitabından sonra Atasoy'un doktora tezi olarak hazırladığı kaynak niteliğindeki İbrahim Paşa Sarayı kitabı genişletilerek yeniden yayınlandı. Turkish Cultural Foundation (Türkçe:Türk Kültür Vakfı)'ın bilimsel danışmanı olan Atasoy özellikle son yıllardaki çalışmalarını dernek ile birlikte yürütmektedir. Son olarak, Habertürk TV'de cumartesi günleri yayınlanan Tarihin Arka Odası adlı televizyon programını Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu ile birlikte sunmaktadır.

Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

120'nin üzerinde konuda kitap ve akademik çalışmada yer almıştır bunlardan bazıları;
  • "Portraits and Caftans of the Ottoman Sultans" (Türkçe:Osmanlı Sultanlarının Portre ve Kaftanları);Nurhan Atasoy;Assouline Yayınları:2012, 29,97x40,13x2,54 cm, 128 sayfa,İngilizce, Ciltli, ISBN 9781614281054.
  • "Osmanlı Kültürünün Avrupadaki Yansımaları:1453-1699;Nurhan Atasoy;Armaggan Yayınları;İstanbul,2012, 443 sayfa, Türkçe"
  • "İbrahim Paşa Sarayı;Nurhan Atasoy;İstanbul Üni. Edebiyat Fakültesi Yayınları;İstanbul, 1972, 15.5 x 23.5 cm., 189 sayfa, Türkçe, Karton kapak."•
  • "Hasbahçe: Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek;Kitap Yayınevi;İstanbul, 2011, 23 x 33 cm., 367 sayfa, Türkçe, Ciltli, şömizli, ISBN 9789757710110."
  • "15. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Osmanlı Bahçeleri ve Hasbahçeler;Yayına Hazırlayan: Arzu Karamani Pekin;Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları;208, 2005, 24 x 29, 208 sayfa, Türkçe, Ciltli ve şömizli, ISBN 9751731801."
  • "Garden for the sultan: Gardens and flowers in the Ottoman culture;Aygaz (Koç Yayınları)"
  • "Derviş Çeyizi: Türkiye'de Tarikat Giyim - Kuşam Tarihi;Nurhan AtasoyKültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları;İstanbul, 2000, 23 x 33 cm., 303 sayfa, Türkçe, Karton kapak, ISBN 9757510068."
  • "Harem (Türkçe);Yazar : Nurhan Atasoy;BKG Publications;İstanbul, 2011, 20.5 x 28 cm, 199 sayfa , Türkçe, Ciltli, ISBN 9786055495060."
  • "İznik Seramikleri (Türkçe);Julian Raby, Nurhan Atasoy;Alexandria Press (TEB) Türkiye Ekonomi Bankası;London, 1989, 25,5 x 36 cm., 384 s.,991 resim (303'ü renklidir) sayfa, Türkçe,Karton kapak, ISBN 100-178171."
  • "Hasbahçe: Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek;Nurhan Atasoy;Kitap Yayınevi;
İstanbul, 2011, 24.5 x 34 cm, 367 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9789757710110."
  • "Iznik: The Pottery of Ottoman (First edition);Julian Raby, Nurhan Atasoy;Alexandria Press (TEB) Türkiye Ekonomi Bankası;London, 1989, 23 x 33 cm., 384+783 resim sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 9781856690546."
  • "İbrahim Paşa Sarayı;Nurhan Atasoy;Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları;Ankara, 2012, 25 x 32 cm., 243 Sayfa , Türkçe, Ciltli, ISBN 9789751736222."
  • "Photographs from the Yıldız Palace Albums Souvenir of Istanbul;Nurhan Atasoy;Akkök Yayınları;İstanbul, 2007, 20 x 27.5 cm., 356 sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 9789750110511."
  • "Turkish Miniature Painting;Filiz Çağman, Nurhan Atasoy;R.C.D Cultural Institute Publications;
İstanbul, 1974, 23 x 33 cm., 107 s.+50 plates miniature sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 100-13860."
  • "Surname-i Hümayun: an imperial celebration;Nurhan Atasoy;Koçbank Yayınları;
İstanbul, 1997, 35 x 50 cm., 136 sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 9999990210756."
  • "1582 Surname-i Hümayun: Düğün Kitabı;Nurhan Atasoy; Editör: Ayşe Üçok;Koçbank Yayınları; İstanbul, 1997, 35 x 50 cm., 136 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 100-09586."
  • "17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa sanatıNurhan Atasoyİstanbul Üni. Edebiyat Fakültesi Yayınları; İstanbul, 1985, 15.5 x 23.5 cm., 210 sayfa, Türkçe, Karton kapak, ISBN 9999990191131."
  • "A Garden for the Sultan : Gardens and Flowers in the Ottoman Culture;Yazar : Nurhan Atasoy;Kitap Yayınevi;İstanbul, 2011, 23 x 33 cm., 367 sayfa, İngilizce, Ciltli, şömizli,ISBN 9789757710103.
  • "A Garden for the Sultan: Gardens and Flowers in the Ottoman Culture;Nurhan Atasoy; Editör: Gül İrepoğlu;Kitap Yayınevi; İstanbul, 2011, 24.5 x 34 cm, 368 sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 9789757710103.
  • "Anadolu'da Tarih ve Kültür: Harem, Tarihte İstanbul, Osmanlı Minyatür Sanatı, Hellen ve Roma Döneminde Anadolu Kenti, Anadolu Tanrıçalarıİlber Ortaylı, Nurhan Atasoy, Günsel Renda, Sümer Atasoy Promete Yayınları;
15.5 x 23.5 cm., Türkçe, Karton kapak."
  • "Derviş Çeyizi: Türkiye'de Tarikat Giyim Kuşam Tarihi;Nurhan Atasoy;Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları; Ankara, 2005, 24 x 31 cm., 311 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9789751731746."
  • "From Count Ostrorog to Rahmi M. Koç: The story of a Yali on the BosphorusNurhan AtasoyVehbi Koç Vakfı Yayınları; İstanbul, 2004, 19,5 x 24 cm., 303 sayfa, İngilizce, Ciltli,ISBN 9759640724."
  • "Harem (İngilizce)Yazar : Nurhan AtasoyBKG Publications; İstanbul, 2011, 20.5 x 28 cm, 199 sayfa , English, Ciltli, ISBN9786055495060X.
  • "Iznik: The Pottery of Ottoman Turkey (New edition);Julian Raby, Nurhan Atasoy; Editör: Yanni Petsopoulos;Alexandria Press;London, 2008, 4. baskı, 23 x 33 cm., 384 sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 9781856690546."
  • "İpek: Imperial Ottoman Silks and Velvets;Nurhan Atasoy, Walter B. Denny, Hülya Tezcan, Louise W. Mackie;TEB Yayınları;
London, 2001, 33 x 43 cm., 360 sayfa, İngilizce, Ciltli, ISBN 8888880214702."
  • "İpek: Osmanlı Dokuma Sanatı;Nurhan Atasoy, Walter B. Denny, Hülya Tezcan, Louise W. Mackie;TEB Yayınları."
  • "İşletmelerde Sistem Dizaynı;Yazar : Nurhan Atasoy, Nurhan Cangal, Nurhan Demirağ;Pelikan Yayınevi;2012-10, 160-240, 470 sayfa, Türkçe, Karton, ISBN 9786055270223.
  • "Kont Ostrorog'dan Rahmi Koç'a Boğaziçi'nde bir yalının hikayesi;Nurhan Atasoy;Vehbi Koç Vakfı Yayınları; İstanbul, 2004, 23 x 33 cm., 303 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9759640732."
  • "Otağ-ı Hümayun: Osmanlı Çadırları;Nurhan Atasoy;Aygaz (Koç Yayınları);İstanbul, 2000, 23 x 33 cm., 305 sayfa, Türkçe, Ciltli, Şömizli, ISBN 9756845066."
  • "Otağ-ı Hümayun: The Ottoman Imperial Tent Complex Nurhan Atasoy Aygaz (Koç Yayınları); İstanbul, 2000, 23 x 33 cm., 305 sayfa,İngilizce, Ciltli, ISBN 9756845068."
  • "Splendors of the Ottoman SultansNurhan Atasoy; Editör: Tulay Artan"
  • "Yadigar-ı İstanbul : Yıldız Sarayı Fotoğraf Albümlerinden;Nurhan Atasoy; Yayına Hazırlayan: Ayşe Orhun Gültekin;Akkök Yayınları; İstanbul, 2007, 20 x 27.5 cm., 357 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9789750110504.

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

26 Nisan 2014 Cumartesi

FERMUAR TAÇ & ZIPPER HAIR BAND


Fermuardan çok hoş aksesuarlar yapabilirsiniz.Daha önce de taç yapmıştım bu ikinci denemem ilerleyen zamanlarda fermuardan şık objeler yapmaya devam edeceğim.Fermuarı ikiye keserek ve kendi etrafında çevirerek sıcak silikonla sabitleyerek şekli tamamlayabilirsiniz.




                                                              Bu ürün satılık değildir.



STRAWBERRY PRESENTATION


Çileği hep çikolatayla süsleyerek hazırlarım.Bu kez sade sunumuyla ilkbahardaki çiçeklere uyarladım.







25 Nisan 2014 Cuma

PEKMEZLİ UN HELVASI * MOLASSES FLOUR HALVA




                                         Malzemeler:

                                         125 gr. tereyağ (margarin de olabilir)
                                         1 çay bardağı sıvıyağ
                                         2 su bardağı un
                                         1 su bardağı toz şeker
                                         1 çay bardağı pekmez
                                         2 su bardağı soğuk su

                                        Yapılışı:

Seramik ya da teflon tavaya yağı koyup eritin.Unu ekleyin ve unun rengi altın sarısı olana dek kavurun.Ayrı bir kasede su, şeker ve pekmezi karıştırın,kavrulan unun üzerine dökün.İlk önce topak topak olan helva karıştırdıkça pürüzsüz bir kıvam alacaktır.Kısa bir süre pişirmeye devam edin kıvama gelince ocağın altını kapatın.Diğer un helvalarındaki gibi damağa yapışma sorunu yaşanmayan ve unu çok yoğun hissetmediğiniz leziz,pratik ve hafif bir un helvası.Pekmez helvaya hem renk katıyor hem de lezzet.İster kaşıkla isterseniz benim gibi düz bir sunumda üzerini kurabiye kalıbıyla şekillendirerek helvanızı servis edebilirsiniz.

                                                                                                                                           Afiyet olsun

                                      Not:Şerbeti  kaynatmıyoruz.

Ben un ve irmik helvasında şerbeti kaynatıp şurup olarak kullanmıyorum.Bugüne dek hiç sorun yaşamadım,helvalarım her zaman kıvamında ve lezzetli olur,denemenizi tavsiye ederim.



23 Nisan 2014 Çarşamba

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

                                   


       23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada hiçbir ülkede bulunmayan iki farklı unsuru bir araya getiren milli bayramdır.Bu bayram bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı, egemenliğin ilan edildiği anlamlı bir gün, diğer taraftan “yarının büyükleri geleceğin garantisi” çocuklar için bir şenliktir.23 Nisan 1920 Büyük Milet Meclisi’nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte kutlarız.

23 Nisan 1920’de TBMM’nin Açılmasına Kadar Yaşananlar ve Ulusal Bağımsızlığın Kazanılması

Egemenlik, yönetme yetkisidir. Ulusal Egemenlik, yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişahta idi. Ülkeyi padişah yönetirdi. İmparatorluğun son yıllarlında yabancı devletlerinde baskıları sonucu, ülke iyi yönetilmedi. Yurt bakımsız kaldı. Ülke sorunları çok büyüdü. Bu sırada 1.Dünya Savaşı başladı. Savaş 4 yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kuralarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve Yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmalıdır.

Mustafa Kemal , Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun’a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun’dan Amasya’ya oradan Erzurum’a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum’da kongreler toplandı. 
Mustafa Kemal 
egemenliğin ulusta olduğun inanıyordu. Bu inançla Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenlik diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler milletvekilleri Ankara’da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. İlk Büyük Millet Meclisi’nin toplandığı bina Ankara’da Ulus alanından istasyona giden caddenin başındadır. Bu gün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk için içindeydi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara’da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün karalar bu mecliste alındı.

Mustafa Kemal ’in önderliğinde ulusumuz dünyaya “Ulusal Kurtuluş Savaşı” dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı, bu ise emperyalist güçlerce ezilmekte olan yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu. 23 Nisan 1920 ilk Büyük Milet Meclisi toplandığı gündür.23 Nisan, ulusun yönetme yetkisinin kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramımızdır.


Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına ırk,dil,din ayrımı gözetmeksizin hediye ettiği
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyor ve ATA'mızı bu vesile ile saygı ve sevgiyle anıyorum.


2011ve 2012 yıllarında özlem duyduğum,denizin kokusuna hasret kaldığım memleketim İZMİR'de oturma şansım oldu. BELARUS ( Beyaz Rusya ) ve  LİTVANYA'dan 23 Nisan kutlamaları için gelen iki öğrenciyi 10 gün evimde konuk ettim.Hep beraber bu özel gün için hazırlanan aktivitelere katıldık İzmir,Kuşadası,Efes Antik Kent'e
ziyaretlerde bulunduk. 23 Nisan Karşıyaka Çocuk Festivali'ne okul ile birlikte katıldığımız gösterilerden çektiğim bazı kareleri paylaşmak istedim.






                                             canım oğlum & BELARUS'tan gelen güzel misafirimiz




                                                    güzel kızım & BELARUS'tan gelen misafirlerimiz


                                                               KARŞIYAKA/ ÇARŞI
                                                                         Okulumuz


























































22 Nisan 2014 Salı

İZMİR & SMYRNA



İzmir`in Tarihi
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE “EGE’NİN İNCİSİ İZMİR”

İzmir; Ege’nin incisi, batının en doğusu, doğunun en batısı… İzmirli büyük ozan Homeros’un ‘gök kubbenin altındaki en güzel şehir’ olarak betimlediği, Aristo’nun İskender’e ‘görmezsen eksik kalırsın’ diyerek önemini vurguladığı, büyük yazar Victor Hugo’nun onu hiç görmeden adına şiir yazıp bir ‘prenses’e benzettiği;  farklı kültürlerin, yaşam tarzlarının, inançların binlerce yıldır bir arada barış içinde yaşadığı kavimler kapısı; Doğu Akdeniz’in merkezi, Ege’nin gerdanlığı!

Söylencelere göre İzmir’in adı; ‘Smyrna’ adlı bir Amazon kraliçesinden gelmektedir. Bugün İzmir olarak kullandığımız isim aslında Smyrna kelimesinden dönüşmüştür. Bazı kaynaklar Smyrna kelimesinin daha erken söyleniş biçimlerine ilişkin Samorna ve Smurna adlarını da vermektedirler. Ama kentimiz 20. yüzyılın başına kadar yaygın olarak Smyrna ismiyle tanınmıştır. 


  
 Smyrna Antik Kenti

Antik çağlardan günümüze bir ticaret ve liman kenti olan İzmir,  kuruluşundan bu yana bu özelliğini hiç kaybetmemiştir. Bu özelliği sayesinde farklı kültürler İzmir’de harmanlanmış ve bu olgu kentin mimari dokusuna da sinmiştir. Yakın zamanlara kadar İzmir’in en eski yerleşim alanı olarak bilinen Bayraklı’daki Tepekule kazılarından elde edilen buluntular M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktaydı. Doğu Helen dünyasının en eski kutsal yapılarından biri olan Athena Tapınağı ve yine Helen dünyasının çok odalı ev tiplerinin en eski örnekleri ve İon Uygarlığı’na ait en eski parke döşeli yol burada yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Ancak 2006 yılında Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından İzmir Bornova’da bulunan Yeşilova Höyüğü’ndeki kazılarda kentin tarihinin M.Ö. 8500’e kadar uzandığı tespit edilmiştir.

Çağlar boyunca çeşitli istilalara uğrayan İzmir’in üçüncü kuruluş süreci ise, M.Ö. 333 yılında İzmir’e gelen İskender sayesinde olmuştur. Söylenceye göre; Pagos (Kadifekale) Dağı eteklerinde uyuyakalan İskender’e rüyasında iki su perisi İzmir’i burada kurmasını öğütlemiştir. O da kenti ikinci kez Kadifekale sırtlarında kurmuştur.  

Roma İmparatorluğu döneminde; Roma’ya karşı Bergama Kralı Attalos’un oğlu Aristonikos’un öncülüğünü yaptığı ayaklanmaya destek vermediği için İmparatorluk tarafından  ‘özgür kent’ olarak tanımlanan İzmir, ardından gelen Bizans egemenliği döneminde dinsel bir merkez haline gelmiştir. Böylelikle İzmir, Bizans döneminde dinsel merkez olma özelliği nedeniyle başkent İstanbul düzeyine çıkarılmıştır. Bizans İmparatoru Leon, İzmir’i, İstanbul dışındaki kentlerin başkenti ilan etmiş ve bu süreçte İzmir’e ‘kendi kendini yönetebilen kent’ ünvanı verilmiştir.

1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun yoğun Türkmen akınlarına sahne olmasıyla birlikte İzmir ve çevresinde ilk kez Türk egemenliği görülmeye başlamıştır. 1081’de denizci Türkmen Beyi Çaka Bey, İzmir’i merkez alarak bir beylik kurmuş ve yaklaşık 16 yıl egemenliğini sürdürmüştür. Çaka Bey’in 16 yıllık hâkimiyetinden sonra İzmir ve çevresinde Türk izlerini kuvvetlendiren asıl dönem, Aydınoğulları Beyliği’nin 1308’de Birgi’de kurulmasıyla başlamıştır. 1317’de İzmir’i ele geçiren Aydınoğlu Mehmet Bey, İzmir’in yönetimini oğlu Umur bey’e vermiştir. Umur Bey döneminde özellikle İzmir’in Kadifekale sırtlarında yoğun bir Türkleşme olgusu yaşanmıştır. 

Umur Bey’in İzmir ve Ege Denizi’nde elde ettiği başarılar karşısında; ortaçağın güçlü denizci İtalyan kent devletleri olan Venedik ve Ceneviz bu durumdan olumsuz etkilenmişler ve Umur Bey’in faaliyetlerine son vermek amacıyla 1345 yılında Papalığı harekete geçirerek Fransız Humbert komutasında bir Haçlı donanmasını İzmir’e göndermişlerdir. Bu donanma İzmir’e baskın yaparak sahilde bulunan Liman Kaleyi zapt etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler sonucunda, Umur Bey’in donanması ve tersanesi tahrip edilmiştir. Türkler yalnızca Kadifekale eteklerinde tutunabilmişlerdir. Süreç içerisinde Kadifekale ve çevresi ‘Türk-Müslüman İzmir’, günümüzde Hisarönü Camii civarında bulunan Liman Kale’de sahil kesimi ise ‘Hıristiyan-Gâvur İzmir’ olarak adlandırılmıştır.

Kordon'da Frenk Kadınları

Frenk Sokağı

Umur Bey, Liman Kaleyi Latinlerden geri almak için çok uzun süren mücadeleler vermiştir. 1348’de Liman Kaleyi kuşatmış; ancak, kaleden atılan bir okla şehit düşmüştür. İzmir; 1425 yılında Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içerisine girmiş, ve uzun yıllar imparatorluğa bağlı  ‘Sığla Sancağı’ olarak anılmıştır.

                        

  (Aydınoğlu Umur Bey)
                                      

(Çaka Bey)   

Bir liman kenti olması ve stratejik konumu dolayısıyla kent, süreç içerisinde daha da gelişmiştir. Yönetim açısından önceleri voyvodalık daha sonra da sancak merkezi olan İzmir, 1841-43 yılları arasında Aydın Vilayeti’nin merkezi olmuştur. 


İzmir’in kentsel gelişimi, 17. yüzyıldan itibaren ivme kazanmıştır. 1425’de başlayıp 17. yüzyıla kadar geçen süre içinde kasaba irisi bir kent özelliği taşıyan İzmir;  17. yüzyılla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun Batıya açılan kapısı olmuştur. Hinterlandında verimli tarım arazileri olan İzmir’in dünya kapitalist sistemine eklemlenen bir ‘Liman Kent’ olarak kentsel gelişimi;  17. yüzyılda Batı Avrupa’nın Osmanlı coğrafyasına doğru yayılma emelleri taşımasıyla paralellik taşımaktadır. Batı Anadolu’nun zengin tarım ürünlerinin tek ihraç kapısı niteliğinde olan İzmir, bu tarihten itibaren batılı şirketlerin ve onların aracısı konumundaki Levanten aile işletmelerinin en önemli ilgi odaklarından birisi haline gelmeye başlamıştır. Bu olgu, kentin sosyolojik yapısını ve mekânsal görünümünü önemli bir değişime uğratmış olup farklı kültürler ve yaşam biçimleri İzmir’de bir arada barış içerisinde yaşamaya başlamıştır. 19. yüzyılın bütün yolculuk güncelerinde ‘Küçük Paris’ olarak adlandırılan İzmir, giderek batılı yaşam tarzının en rafine örneklerinin yaşandığı bir kent haline gelmiştir. Farklı dillerde yayınlanan gazeteleriyle, Avrupadakileri aratmayan kafeleriyle, tiyatro binaları ve konser salonlarıyla İzmir; kültürel olarak da Doğu Akdeniz liman kentleri içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur.




 Kordon

1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması’nın ardından İzmir, gümrük sisteminde yapılan düzenlemelerle sanayileşmiş Batı Avrupa ülkelerinin ithal mallarının yoğun işgaline uğramıştır. Bu ithalat patlamasıyla birlikte İzmir’de meydana gelen ticari canlılık, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilânına kadar sürmüştür. Bu süreç içerisinde İzmir Limanı, adeta Asya’nın Avrupa’ya bağlandığı bir köprü işlevi görmüştür. Anadolu’nun zengin tarım havzalarının ürünlerinin deve kervanlarıyla İzmir’e getirilerek, limandan Avrupa’nın değişik şehirlerine ihraç edildiği bu süreci; 1860’ların ortalarından itibaren dünya kapitalist sisteminin bir ürünü olan demiryollarının Batı Anadolu’daki yapımı izlemiştir. Bu gelişmeler ışığında İzmir-Aydın Demiryolu’nun devreye girmesiyle, Gediz ve Menderes Ovaları’nın tarım ürünleri İzmir Limanı’na daha rahat ve kolay bir şekilde taşınmıştır. Bütün bu gelişmelerle birlikte Osmanlı merkezi otoritesinin ticaret üzerindeki denetiminin zayıflaması ve konsolosluk mahkemelerinin yargı alanlarının genişlemesi yabancı tüccarların İzmir’e akın etmesine neden olmuştur. 1856 yılında yabancılara mülk edinme yasasının çıkarılmasıyla birlikte İzmir nüfusunda önemli değişimler meydana gelmiştir. 1847’de yaklaşık 15 bin olan kentteki yabancı nüfus, 1880’de 50 bin’e ulaşmıştır. Artan ticaret hacmi doğal olarak yabancı sermayeli kuruluşların İzmir’de faaliyet göstermelerine neden olmuştur. Örneğin; 1843 yılında Commercial Bank of İzmir, 1860’da Credit Lyonnais ile 1863’de Osmanlı Bankası İzmir’de şubeler açmıştır. 1850’de yirmi değişik ülkenin tüccarlarının İzmir’de ticaret evleri kurmasıyla birlikte kent bünyesindeki 17 konsolosluk bu yabancı tüccarlara hizmet vermeye başlamıştır. Hiç kuşkusuz bu durum İzmir’in sosyo-ekonomik yapısını tamamıyla değiştirecek gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. İzmir’in gündelik yaşam pratikleri değişmeye başlamıştır. Konsolosluklar, Levanten aile şirketleri ve yabancı sermayeli kuruluşların geliştirdikleri yeni yaşam biçimleri İzmir’in başta Kordon olmak üzere mekânsal görünümünü de değiştirmiştir. İzmir Rıhtım Şirketi’nin denizi doldurarak oluşturduğu bölgede ve Kordon’da, yabancılar kendi yaşam alışkanlıklarını sürdürecek mekânlar yaratmışlardır. Özellikle yüksek gelir gruplarına yönelik pek çok kulüp ve dernek binası bu civarda konuşlanmıştır. Örneğin Avrupalılar Derneği  (Club Europen), Tüccarlar Derneği ve Kulübü, Avcılar Kulübü, Sporting Club ve Concert America Tiyatro Salonu bu bağlamda inşa edilmiş en görkemli yapılardı. Ayrıca Kramer Palas Oteli ile onun üst katında bulunan Club Hellenique de bu kompozisyonu tamamlıyordu. Artık kentin insan kitlesinde büyük farklılaşmalar oluşmuştu. Söz konusu bu kitle, Kordon’da konutlar da edinmeye başlamıştı. Pasaport yöresinden kuzeye doğru, konut alanları yoğunlaşmıştı. Sakız’dan gelen tüccarların oturdukları Sakız tipi mimari; yani iki katlı, cumbalı konut mimarisi de İzmir’de giderek yaygınlaşmıştı.


Kordon'daki evler

Bunların dışında Whitall, Giraud, Charnaud, Forbes, La Fontaine, Patterson gibi zengin Levanten tüccar aileleri; Buca, Bornova ve Karşıyaka’da geniş araziler alıp görkemli malikâneler yaptırmışlardı.

Kentin canlanan ekonomik yaşamı, beraberinde ticari organizasyonları da yaratmakta gecikmemiştir. 1850’li yıllarda ayrı ayrı ticaret odaları kuran İngiliz ve Fransız tüccarları, İtalyanlar ve Hollandalılar izlemiştir. 1885 yılında bütün bu odalar birleştirilerek İzmir Ticaret Odası kurulmuştur. Bunu 1892 yılında İzmir Ticaret Borsası’nın kuruluşu takip etmiştir.

XIX. Yüzyılda İzmir Belediyesi’nin Kuruluşu
Osmanlı İmparatorluğu’nda yerel yönetimlerin doğuşu genel olarak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra gerçekleşmiştir. Tanzimat ve Meşrutiyet reformlarının sınırlarını çizmiş olduğu Osmanlı modernleşmesi ve bu modernleşme projesinin yereldeki en önemli adımlarından birisi olan belediye örgütlenmeleri öncelikli olarak imparatorluğun İstanbul, İzmir ve Selanik gibi liman kentlerinde ortaya çıkmıştır. Bu kentler, imparatorluğun önemli ticaret merkezleri olmanın yanı sıra içlerinde barındırdıkları çok kültürlü sosyal doku, belediye örgütlenmelerinin ilk kez bu kentlerde filizlenmesine neden olmuştur.

1877 tarihli  ‘Vilayetler Belediye Kanunu’ Osmanlı Devleti’nde Belediyecilikle ilgili ilk hukuksal düzenleme olmasına rağmen, Türkiye’de kentsel hizmet kurumu olarak belediye örgütlenmelerinin tarihi, 19. yüzyılın ikinci yarısına dayanmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi Sanayi Devrimi sonrasında genişleyen Avrupa iktisadi yayılımı; 19. yüzyılda İzmir, Selanik ve İstanbul gibi Osmanlı liman kentlerini batıya açık bir pazar haline dönüştürmekle kalmamış; aynı zamanda, bu kentlerde ulaşımdan haberleşmeye varıncaya kadar kentsel alt-yapı hizmetlerinin de devreye girmesine neden olmuştur. Osmanlı limanlarında ticaret yapan yabancılar, Osmanlı kentlerinin alt yapı hizmetlerinin yetersizliğini sürekli gündeme getirmişlerdi. Nitekim İstanbul’dan sonra İzmir’de de bir belediye biriminin oluşturulması yolunda ilk girişimler, İzmir ve hinterlandında ticari etkinliklerini sürdüren yabancı tüccarlar, konsolosluklar ve Levanten aile şirketlerinden gelmiştir.

İstanbul’da bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir belgede, Osmanlı Devleti’nin 25 Kasım 1867’de İzmir’de bir belediye dairesi kurulmasına izin verdiği görülmektedir. Söz konusu belgede ayrıca, yabancı tüccar ve sermaye sahiplerinin Belediye Meclisi’nde temsil edilmeleri gerektiği konusunda bir vurguya da yer verilmiştir. Bu gelişmeler ışığında, İzmir’de belediyenin resmen kuruluş süreci 25 Kasım 1867 tarihinden itibaren başlamış, 1868 itibariyle de gerekli düzenlemelerin yapılmasıyla İzmir Belediyesi çalışmalarına başlamıştır.  Nitekim 31 Aralık 1867 tarihli Ruzname-yi Ceride-yi Havadis adlı gazetede bu gelişmeler şu satırlarla duyurulmuştur: “Belediye dairesinin kurulmasının gözle görülür faydaları olduğunun herkesçe kabul edilmiş olmasından dolayı İzmir’de de böyle bir dairenin kurulmasına dair padişahın izin verdiğini haber aldık”.



İzmir'in belediye olmasına dair belge



İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk beledî örgütlenmesi olarak kurulan ve Paris Belediyesi örnek alınarak oluşturulan Altıncı Daire-i Belediye’den sonra İzmir’de ticaret yapan Levanten aile şirketleri ve çok sayıda konsolosluk İzmir’de de İstanbul’dakine benzer bir belediye dairesinin kurulması gerektiği konusundaki taleplerini 1860’ların başından itibaren dillendirmeye başlamışlardır. Bu gelişmeler ışığında, İzmir Belediyesi’nin İstanbul’daki Altıncı Daire-i Belediye’den sonra 1867 yılı 25 Kasım’ında kuruluş çalışmalarına başlanmış ve 1868 yılından itibaren resmen çalışmalarına başlamıştır.

İzmir’in 140 yıllık yerel yönetim geleneği içinde hizmetleriyle bu kentin çağdaş ve modern bir kent olarak gelişmesine öncülük etmiş çok önemli belediye başkanları vardır. Bazı belediye başkanlarının, kurumsal olarak belediyenin de önüne geçerek, İzmir yerel tarihi içerisinde önemli bir yer teşkil ettiği söylenebilir. 1868’lerden Cumhuriyet dönemine kadar uzanan gelişmelerde İzmir belediyesinde görev yapan belediye başkanları, gerçekleştirmiş oldukları alt yapı hizmetleriyle İzmir’i batılı modern bir kent havasına büründürmüşlerdir. Elimizdeki kaynaklar İzmir’in ilk belediye başkanının kim olduğunu tam olarak bize göstermese de Hüseyin Rıfat’ın Ticaret Rehberi’nde İzmir’in ilk belediye başkanları arasında Süleyman Bey isminde birinin zikredildiği bilinmektedir. Bütün bunlarla birlikte kaynakların saptayabildiği ilk belediye başkanı 1875’te İzmir Belediye Reisi olan Yenişehirlizade Ahmet Efendi’dir.



                                                      (Yenişehirlizade Ahmet Efendi)

İzmir’in İşgali ve Kurtuluşu


Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’nı yenik kapamasıyla birlikte 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Mütarekenamesi Anadolu’yu emperyalist devletlerin işgaline açık bir alan haline getirmiştir. I. Dünya Savaşı’nda emperyalistler arasında yapılan gizli anlaşmalarda aslında İzmir ve çevresi İtalya’ya bırakılmıştı. Ancak savaş sonrasında İngiltere, Ortadoğu’daki petrol bölgelerini İngiliz çıkarları doğrultusunda koruyacak bir taşeron güç aramaktaydı. Bunun için Yunanistan biçilmiş kaftandı. Bu gelişmelerle birlikte İtilaf Devletleri, 19 Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’nda Yunanistan’ın, İzmir ve çevresini işgal etmesini kararlaştırmıştır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan Ordusu tarafından işgal edilmesi, tüm Anadolu’da milli bilinci harekete geçirmiştir.


Kordon'da işgal güçleri

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın nihai hedefini İzmir’in düşman işgalinden kurtulması olarak belirlemiştir. İşgaliyle birlikte İzmir; modern Türk ulus-devletinin kuruluşunun temel harcını oluşturmuştur. 15 Mayıs 1919’da Gazeteci Hasan Tahsin’in Yunan ordusuna karşı sıktığı ilk kurşun, üç yıl dört ay sürecek olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın da ilk kıvılcımı olmuştur. Türk ulusu, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde 20. yüzyılda emperyalizme karşı ilk ulusal bağımsızlık hareketini bu gelişmeler ışığında başlatmıştır. 26 Ağustos 1922’de TBMM’nin, Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde giriştiği Büyük Taarruz sonucunda 9 Eylül 1922’de yani üç yıl dört ay sonra İzmir, emperyalist işgalden kurtulmuştur.
10 Eylül 1922: Ata İzmir'e girerken

Türk Ordusunun İzmir'e Girişi

İzmir hem kurtuluşun hem de kuruluşun simge kenti olmuştur. Atatürk, modern Türkiye’yi kurarken bütün önemli mesajlarını İzmir’den duyurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde ilklerin kenti olan İzmir, bu özelliğini XX. yüzyılda da sürdürmüştür.

İzmir, çağdaş Türkiye’yi dünyanın evrensel değerlerine eklemleyen öncü bir kenttir. Türk kadını tiyatro sahnesine ilk kez İzmir’de çıkmıştır. Ülkemizde futbol ilk kez İzmir’de oynanmıştır. 17 Şubat 1923’te Cumhuriyet’in ilk İktisat Kongresi İzmir’de toplanmıştır. Cumhuriyet’in ilk Uluslararası Fuarı İzmir’de açılmıştır. Akdeniz Olimpiyatları ve Universiade gibi dünyanın büyük spor organizasyonlarına İzmir, büyük bir misafirperverlikle ev sahipliği yapmıştır.

Demokrasiyi, barışı ve özgürlüğü içtenlikle duyumsayanların ve onu bir yaşama biçimi haline getirenlerin kenti olan İzmir, 8500 yıllık zengin tarihsel ve kültürel birikimiyle taşıdığı bu devasa değerleri üçüncü bin yıla da aktarmaya devam etmektedir.